|


31
yaşında, Trabzonlu, İnşaat Mühendisi, üst düzeyde İngilizce biliyor. İşletme
mastırını bitirmiş, İnşat Mühendisliği mastırını yarım bırakmış. 10 yıllık
radyoculuk deneyimi var. Sinemayla "yorumculuk" yapacak kadar
ilgili. Gerçek bir kitap kurdu ama "tek tip" okuma tercihi yüzünden
kendisini eleştiriyor. Süper Lig hakemliğine bu sezon yükseldi. Kendisini
sürekli eleştirdiğini söylüyor ve "Kendimi beğendiğim gün gelişme şansım
sona erer" diyor.
Süper
Lig'e bu sezon çıktınız ve futbol kamuoyu için yeni bir simasınız. Öncelikle
sizi daha yakından tanımaya çalışarak başlayalım.
1976
Trabzon doğumluyum. Vakfıkebir'de dünyaya geldim. Trabzon Anadolu Lisesi
mezunuyum. Şimdiki adıyla Kanuni Anadolu Lisesi. Daha sonra Karadeniz Teknik
Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nü bitirdim ve aynı üniversitede
İşletme mastırı yaptım. İkinci mastır olarak İnşaat Mühendisliği'ne başladım
ama hakemliğin getirdiği yoğunluk nedeniyle bu sene yarım bırakmak zorunda
kaldım. Ancak önümüzdeki yıllarda onu da tamamlamayı düşünüyorum. Hakemliğe
de 1999'un Şubat ayında aday hakem kursuyla başladım.
Mesleğe küçük yaşta ısındım
Hakemliğe
başlamanız nasıl oldu?
Futbol
oynamaya başladığım ilk dönemden itibaren hakemlere karşı bir sempatim vardı.
Sistemin işleyişi nasıl oluyor diye merak ederdim. Hatta minik takım maçları
tek hakemle yönetilir, yardımcı hakemler de kulüplerden alınırdı. Ben de
hemen hakemin yanına gider ve "Hocam ben yardımcı çıkayım" derdim.
Hakemler kararlarıma uydukları zaman çok hoşuma giderdi. Daha sonra futbolu bıraktığım
dönemde hakem kursu açıldığını öğrendim ve böylece başladım. Aslında futbolu
bırakmaya pek niyetim yoktu.
O zaman
biraz da futbolculuk döneminizden söz edelim.
Trabzon
İdmanocağı kulübünde 12 yıl kalecilik yaptım. O dönemde profesyonel takımlardan
teklif de aldım. Kartal kulübü beni istemişti ancak eğitimim nedeniyle
bırakıp gidemedim.
Kaleciliğe
veya hakemliğe başlarken ailenizin tutumu nasıl oldu?
Ailem her
zaman destek verdi. Özellikle babam Hamit Şimşek futbolun içinde birisi.
Trabzonspor'da yöneticilik yaptı. Hâlâ amatör müsabakaları bile izler ve
benim maçlarıma da gelir. Annem ise arada bir tahsilime önem vermem konusunda
serzenişte bulunurdu. Ama iki işi bir arada yürütünce problem çıkmadı.
Bütün
hakemlere soruyorum, bir insan bu kadar baskının yaşandığı, eleştirilerin
hakarete vardığı bir ortamda neden hakem olmak ister?
Hakemliğe
başlarken ilerisini çok da düşünmedim. Sadece küçüklükten gelen bir merak ve
ilgiyle başladım. İşin içine girdikten sonra ise hakemlik bir virüs gibi
insanın damarlarında dolaşıyor. Sanırım yönetmeyi sevmekle alakalı bir şey.
Hakemliği büyük keyif alarak yapıyorum. Çok soğukkanlı bir yapım var ve
tribünden gelen sesleri de pek duymuyorum. Yaptığımız işin bir parçası olarak
düşünüyorum. Ama Trabzon'daki amatör müsabakalarda yediğim küfürler beni
üzüyor. Çünkü orada pek çok insanı tanıyorsunuz. Sokakta selam verdiğiniz
insanlar. Tribünde küfür duyduğunuzda sesi tanıyorsunuz ve üzülüyorsunuz.
Süper
Lig'de ilk yönettiğiniz maç geçen sezonun sonundaydı ve o dönemde Süper Lig
hakemi değildiniz.
Evet,
MHK'nın yeni bir uygulamasıydı. Bütün kategorilerde belli hakemlere bir üst
kategoride görev verildi. Ben de Beşiktaş-Sivasspor maçında görevlendirildim.
İlk Süper Lig deneyimim o oldu.
O maça
hangi duygularla, neler hissederek çıkmıştınız?
Heyecanlanmadım
demek yalan olur. Ama inanın her şey düdüğü çalana kadar. O maç benim için
çok önemli bir şanstı. İlk maçım, İnönü Stadı ve yaygın tabiriyle büyük
takımın maçı. Bir yandan heyecan, bir yandan da gurur duydum. Ama dediğim
gibi soğukkanlı bir insanım. O şansı değerlendirdiğimi düşünüyorum, çünkü
ertesi sezon Süper Lig kadrosuna alındım.
Hem
Trabzonlu hem de soğukkanlı olmak pek yan yana durmuyor.
Zaten
benim öyle bir problemim var. İlk tanıştığım insanları Trabzonlu olduğuma
inandırmakta güçlük çekiyorum.
Adalet duygusu beni konsantre eder
Hakemler
medya, kulüp, taraftar üçgeninde bir baskı altında. Böyle bir ortamda maça
hazırlanırken konsantrasyonunuzu nasıl sağlıyorsunuz?
Konsantre
olmakta çok zorluk çektiğimi söyleyemeyeceğim. Bir amatör müsabakayla Süper
Lig'deki bir derbiye aynı gözle bakarım. Her maça konsantrasyonum aynı
düzeydedir. Çünkü bizim işimiz oyun kurallarını uygulayarak adalet dağıtmak.
Beni en çok konsantre eden şey de bu. Yani hiç kimsenin hakkını yemeden,
gördüğümü çalarak müsabakayı bitirmek. Konsantre olmak için özel yöntemler
uygulamıyorum. Maçtan önce iyi dinleniyorum ve rahat oluyorum. Biraz da
babamın hukukçu olmasından kaynaklanıyor galiba, eşitlik ve adalet duygusu
benim için çok önemli.
Ama bazen
hakem şanssızlığı ya da insan hatası denilen şeylerle bir takımın hakkı
diğerine geçebiliyor. O zaman neler düşünüyorsunuz?
Belki de
dünyada hataya en az müsamaha gösterilen meslek hakemlik. Bunun bilincindeyim
ve minimum hatayla maçları bitirmek görevim. Ama bazen öyle pozisyonlar
oluyor ki, hakem şanssızlığıyla göremiyor, değerlendiremiyoruz. Elbette daha
sonra fark edince çok üzülüyorum ama olan bir şeyi değiştirmenin mümkün
olmadığını da biliyorum. O hatayı bir daha tekrarlamamak için nasıl tedbirler
alacağımın üzerinde yoğunlaşmaya çalışıyorum. Hem fiziksel hem mental
antrenmanlarımı o yönde yoğunlaştırıyorum. Elbette insanların direkt sonucu
etkiledikleri bir meslekte bu tip olaylar karşısında üzülmemek mümkün değil.
Çok önemli hatalarda uyuyamadığım bile oluyor. Ama bir şekilde bunları
atlatmayı da öğreniyorum.
Avrupa
sıralamasında hakemliğimiz 30. basamakta. Bir Türk hakemi, en iyi ihtimalle
2012 Avrupa Şampiyonası finallerinde görebileceğiz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Neden hakemlerimiz yeterince başarılı değil?
Bana göre
özellikle Süper Lig'deki hakemlerimizin hiçbiri Avrupalı meslektaşlarından
geride değil. Bu biraz da şans bulmakla ilgili bir şey. Bizim şöyle bir
şanssızlığımız var, kulüplerimiz ya da Milli Takımımız o arenaya çıkıp maç
yapıyor ve kendisini gösteriyor. Hakemlerimizin tümü için ise böyle bir şans
yok. Görev verilecek ki başarılı olduğumuzu gösterebilelim. Kesinlikle çok
iyi eğitim alıyoruz ve başarılı olamayacağımızı asla düşünmüyorum. Bence
Avrupa hakemliği de marka hakemlerini kaybetti. Bugün öne çıkmaya başlayan
yeni hakemler var ve neden bizim hakemlerimizden biri marka olmasın diye
düşünüyorum.
Türk
hakeminin kalite açısından bu noktada olabileceğine inanıyorsunuz yani.
Bence olabilir.
Çünkü artı yönlerimiz var, eksilerimiz daha az. Türkiye liglerinde Avrupalı
hakemlere göre çok daha zorlu müsabakalar yönetiyoruz. Pek çok müsabakanın
atmosferi yurt dışında oynanan maçlardan daha üst düzeyde. Herkesin
kabulleneceği bir gerçek de var ki, hakemlerimiz yurt dışında daha iyi maç
yönetiyor.
Bunun
sebeplerine gelelim isterseniz.
Siz az
önceki sorunuzda aslında onun cevabını verdiniz; baskı. Çünkü bir hakemin
Türkiye'de yapacağı bir hatanın sonucunda gelişecek olaylarla yurt dışında
yapacağı bir hatanın sonucunda gelişecek olayların arasında büyük farklar
var.
Bir de
Türkiye'de hakem yorumcusu çok fazla. Hakemliği bırakan herkes
televizyonlarda ya da gazetelerde hakem kritiği yapıyor. Bu durum sizi nasıl
etkiliyor?
Eleştiriden
etkilenmemek mümkün değil ama ben bunu minimum seviyede tutmaya çalışıyorum.
Tabii her türlü eleştiriye saygı duyuyorum. Bu eleştirileri ayıklıyorum ve
işime yarayacak yönlerinden faydalanmaya çalışıyorum. Bu eleştirilere
kızmıyorum çünkü ben nasıl sahada gördüğümü çalıyorsam onlar da gördüklerini
değerlendiriyor.
Özel hayat başarıda çok etkili
Süper
Lig'e bu sezon başarılı maçlar yönettiniz. Bu performansa ulaşma sürecinde
neler yapıyorsunuz?
Hakemliğin
en önemli başarı etkenlerinden biri sahada iyi yer almak. Bunu sağlayabilmek
için de fiziksel yeterliliğinizin üst düzeyde olması gerekiyor. Bunun için de
antrenman çok önemli. Haftanın 5 günü antrenman yapıyorum. Bunun dışında
zihinsel antrenmanlar da yapıyorum. Maçları beynimde oynatıyorum. Takımları
takip etmeye çalışıyorum. Bütün müsabakaları izliyorum ve oyuncuların
yapıları hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Hakem, takımların oyun
sistemlerini, taktikleri bilmek zorunda. Tabii bize gönderilen dersler var.
Oyun kurallarındaki ve yorumlardaki yenilikleri takip ediyorum. Ama bana göre
her şeyden önemlisi, psikolojik açıdan rahat olmaya çalışıyorum. Özel
hayatımda rahat olmak çok önemli. İyi bir özel hayat bence başarıyı getiren
en önemli etkenlerden bir tanesi.
"Takımları
takip ediyorum" dediniz. Bunun size ne gibi bir faydası oluyor?
En
önemlisi sahada yer almamı kolaylaştıracak püf noktaları çıkartabilirim. Bazı
takımlar uzun paslarla oynuyor ve pivot santrforlarına top indiriyor. Bu tip
oyun sistemlerinde hava topu mücadelesi de fazlalaşıyor. O zaman da pozisyonu
buna göre izlemeniz gerekiyor. Kanatları kullandıkları zaman diyagonalden
çıkıp kanatlara gitmek gerekiyor.
Hakemi en
çok zorlayan maçlar hangileridir? Bana öyle geliyor ki, iki takım orta
sahalarını kullanmadan karşılıklı uzun toplarla oynadıklarında oldukça zor
durumda kalıyorsunuz.
Tabii bu
bizi en çok zorlayan oyun tarzlarından bir tanesi. Burada fiziksel yeterlilik
devreye giriyor. Üst düzey müsabakalarda oyuncular 70-80 metreye pas
atabiliyor. O mesafeyi uçarak geçemeyeceğinize göre mümkün olan en kısa
zamanda koşmanız gerekiyor. Onun dışında tek taraflı oynanan müsabakalar da
hakemi zorluyor. Çünkü bir takımın çok yüklendiği müsabakalarda ikili
mücadele artıyor. Pozisyonlarda çok oyuncu bulunuyor ve karmaşalar oluşuyor.
Bir de kontrataklar çok oluyor ve hakem iki tür pozisyona da hazır olmak
zorunda.
Gelişmenin formülü kendini eleştirmek
Yönettiğiniz
bir maçın ardından neler yaparsınız?
Her
yönettiğim müsabakayı aradan 24 saat geçmeden iki defa izlerim. Her şeyden
önce insanın kendi hatalarını görmesi çok önemli. Tabii ki hocalarımız bize
eksiklerimizi, yanlışlarımızı söylüyor ama insanın en önemli eleştirmeni
kendisi olmalı. Bunun için de insanın kendisiyle barışık olması gerekiyor.
"Müsabakayı izledim, çok güzel maç yönetmişim" değil. Çok iyi geçen
bir müsabakadan sonra bile almamız gereken dersler var. Ben bunun iyi
yaptığım şeylerden biri olduğunu düşünüyorum. Hemen hemen hiçbir müsabakada
kendimi beğenmemişimdir.
Gelişmenin
de formülü bu galiba.
Ben böyle
olduğunu düşünüyorum. İyiyim dediğiniz zaman kendinizi geliştirme şansınız
kalmıyor. Yönettiğim maçı defalarca izliyorum ve "Nerede hata yaptım, bu
hatayı nasıl düzeltebilirim, hatamın nedeni fiziksel mi yoksa kötü yer
tutmamdan mı kaynaklandı?" gibi soruların cevabını arıyorum. Bunları not
alıp bilgisayarıma giriyorum ve aynı hataları tekrar etmemeye çalışıyorum.
Bunun dışında gözlemci raporlarımız var. Yeni rapor sistemi bizim için çok
faydalı. Çünkü bize hatamızın dakikasını ve ne yapmamız gerektiğini
söylüyorlar. Bu raporu arşivliyorum ve hataları bilgisayarıma işliyorum. Eğer
bir-iki maç sonra aynı hatalar yazılıyorsa "Demek ki kendimi bu konuda
geliştiremiyorum, daha farklı şeyler yapmalıyım" diye düşünüyorum. Bir
de çok dobra arkadaşlara ihtiyacınız var ve bu çok önemli.
Sizin
böyle arkadaşlarınız var mı?
Evet var.
Sağolsunlar çok iyi bir müsabakamdan sonra bile hiç acımadan eleştiriyorlar.
Bu konuda şanslı olduğumu düşünüyorum. En büyük eleştirmenlerimden birisi de
eşim. 8 ay önce evlenene kadar futbolla hiç ilgisi olmayan bir insanken,
şimdi "Şurada şunu yaptın" diyor ve tespitlerinde haklı olduğunu
görüyorum. Bunun dışında MHK üyelerimizle her maçtan sonra görüşüyoruz ve
eksiklerimizi söylüyorlar. Hepsini harmanlayarak bir sonraki müsabakaya daha
hazır bir şekilde çıkmaya çalışıyorum.
Her hakem
kendi ekolünü mü oluşturur? Yoksa Avrupa'dan ekol sahibi hakemleri de örnek
alıyor musunuz?
Sonuçta
bütün hakemler 17 tane futbol kuralını uyguluyor. Çok sert olmamakla beraber
çerçeve çizilmiş durumda. Ama insanın kendi yapısından kaynaklanan bir stili
oluyor. Kendi psikolojik durumundan, fiziksel yapısından ve davranışlarından
kaynaklanan bir stil bu. Ama tabii hakemlikte ekol olmuş isimler de mevcut.
Özellikle son yıllarda bir Collina, bir Frisk, bir Merk var.
Siz
sahadaki duruşunuzu kime daha yakın görüyorsunuz?
Bunu
söylemek için çok erken. Ben daha bu sezon Süper Lig'de görev yapıyorum.
Zaten bunu benim söylemem mümkün değil.
Mutlaka
sizin de amaçlarınızdan birisi FIFA hakemi olmak. Ama bir de onun ötesinde
marka hakem olmak var. Sizin de böyle bir hedefiniz var mı?
Hedef
olmadan kimse başarılı olamaz. Ama çok uzun vadeli hedefler koymak doğru
değil. Hep bir adım ötesine bakmanız gerekiyor. Her hakem gibi benim de
şimdiki hedefim FIFA hakemi olmak. Önce bu hedef için çalışayım, elde edeyim,
belki ondan sonra gelecek marka hakemlik.
FIFA
hakemliğinde temel kriterlerden biri de dil bilmek.
Yabancı
dilim iyi. O konuda bir sıkıntım yok. Hatta biraz da Almancam var. Onu fazla
geliştirmedim ama İngilizcem oldukça ileri düzeyde.
Trabzon'da herkes hakem!
Herkesin
futbolu çok iyi bildiği bir şehirde yaşıyorsunuz. Trabzon'da herkes teknik
direktör. Peki herkes hakem mi aynı zamanda?
Evet
herkes hakem. Bunu en iyi amatör müsabakalarda yaşıyorum. Her hafta en az bir
tane amatör müsabakaya çıkıyorum. Herkes futbolu biliyor ve gerçekten
biliyor. Herkes hakem ama herkes hakemliği çok iyi bilmiyor. Bir amatör
müsabaka yönettiğiniz zaman Trabzon'daki futbolun düzeyini çok iyi
görebiliyorsunuz. Trabzon'daki amatör müsabakalar Lig B düzeyinde. Şu anda da
play-off'lar oynanıyor ve tribündeki tepkilerden herkesin hakem olduğunu
anlıyorsunuz. Trabzon futbolla yaşayan bir şehir, bunun bütün şartları ve
gerekleri oluşmuş durumda.
Halkın
size olan ilgisi, diyalogları ve tepkileri nasıl?
Özellikle
Galatasaray, Beşiktaş maçlarına çıktıktan sonra tanınan bir insan haline
geldim. İnsanlar sokağın diğer tarafından bile "Barış hoca iyiydin veya
kötüydün" diye bağırabiliyor. Trabzon insanının bir dobralığı var ve
kötüyseniz de bunu söylüyor. Mesela bir amatör müsabaka yönetirken, genç bir
arkadaş "Hocam Beşiktaş-Kayseri maçını çok kötü yönettiniz" diye
bağırdı, karşılıklı gülüştük.
İşinizden
söz edelim biraz da. Hakemlik oldukça yoğun bir mesai istiyor. İkisini
birlikte nasıl yürütüyorsunuz?
En büyük
sıkıntımız bu aslında ama bunları bir şekilde yoluna koymak için kendi işimi
kurdum. Bağımsız çalıştığım için problem yok. İnşaat Mühendisliğiyle ilgili
bir proje ofisim var. Bunun dışında bir bilgisayar marketi açtım. İşimi
bıraktığım zaman gözümün arkada kalmayacağı iş arkadaşlarına sahibim ve çok
rahatladım. Çünkü hayatım tamamen hakemliğe göre planlanmış durumda ve bunun
hakkını vermek zorundayım.
Biraz önce
özel hayattaki rahatlıktan söz ettiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
İnsan özel
hayatında rahat değilse iş hayatında da başarılı olamaz. Bu bizim için biraz
daha önemli. Kafamızın rahat olması gerekiyor ki kararlarımızı en doğru
biçimde verebilelim. Özel hayatınızdaki sorunların uzun süreli olması genel
performansı da etkiler. Ben o açıdan çok şanslıyım. O kadar rahat ve düzgün
bir aile hayatım var ki, hiçbir sorun yaşamıyorum. Eşim çok anlayışlı. Bazen
şaka yollu, "Hakemlik benden ön planda" diyor. Ben de "İkiniz
ayrı kategorilerdesiniz" diyorum. Hem eşim hem benim hem de eşimin ailesi
çok rahat bir ortam hazırlıyor. Ayrıca eşimin bana şans getirdiğini
düşünüyorum. Onunla tanıştığımda B Klasmanı hakemiydim, şimdi Süper
Lig'deyim. Başarılı bir özel hayat buraya da yansıdı. Tabii başarı göreceli
bir kavram ve henüz yolun başındayım ama Süper Lig Türkiye'deki pek çok
hakemin hayal ettiği bir nokta.
10 yıl radyo programı yaptım
Hakemliğin
dışında nelerle uğraşırsınız, nedir sizi mutlu eden şeyler?
Sinema
benim için gerçek anlamda çok büyük bir keyif. Boş zamanlarımda en çok
yaptığım şey sinemaya gitmektir. Ama son zamanlarda hakemlikteki yoğunluk
nedeniyle sinemanın tam hakkını veremediğimi düşünüyorum ve bu beni üzüyor.
Ama sinemayı çok seviyorum. Bununla ilgili radyo programları da yaptım. En
son izlediğim film Koku'ydu. Son 15 dakikası biraz ütopik olsa da beni hayal
kırıklığına uğrattı. Ben içinde ayrı bir film barındıran filmleri seviyorum.
Çok sıradan ve tekdüze bir senaryo beni cezbetmiyor. Filmin sonunda şaşırmam
gerekiyor. 6. His, Da Vinci Şifresi gibi filmler, özellikle Shyamalan
filmleri daha çok ilgimi çekiyor. Son dönemde de Denzel Washington'ın
"Deja Vu" filmini çok beğendim. Fırsat bulduğum kadar tiyatroya da
gitmeye çalışıyorum. Devlet Tiyatrosu Macbeth'i oynuyor ve mutlaka
izleyeceğim. Evimde de bir DVD arşivim var. Eşimi kandırıp güzel bir ses
sistemi de kurabilirsem çok güzel olacak.
Bir de
kitaplar konusu var.
Özellikle
son dönemde abartılı bir biçimde kitap okumaya başladım. Ancak kitapta da
aynı seçim var. Tek bir türe saplanıp kalmanın yanlış olduğunu düşünmekle
beraber aynı durumla karşı karşıyayım. Da Vinci Şifresi ile başladım,
Melekler ve Şeytanlar, Po Gölgesi, Dante Kulübü gibi aynı türden kitaplar
okudum. En son Kızıl Nehirler'i bitirdim. Ancak filmine gitmedim. Çünkü önce
kitabını okuduğunuz bir filme gittiğinizde hayal kırıklığı yaşıyorsunuz.
Kafanızda canlandırdığınız karakterlerden çok daha başkaları çıkıyor
karşınıza. Şu anda da Tarihçi'yi okuyorum. Daha öncesinde ise Osmanlı Tarihi
ile ilgili kitaplar okudum.
Biraz önce
radyoda sinema programları yaptığınızdan söz ettiniz. O konuyu açar mısınız
biraz?
Evet, bir
de radyoculuk var. 1994 yılında yerel radyolarda çalışmaya başladım ve bu işi
10 yıl sürdürdüm. Benim için iyi bir serüven oldu. Kişiliğime büyük katkı
sağladığını düşünüyorum. Önce sinema programları ile başladım, daha sonra
sakin yapımla uyuşmamasına rağmen şova dönük programlar yaptım. Kahkaha
efektlerinin bol olduğu esprili programlar. Son dönemde de radyocu olmayan
bir arkadaşımla çok eğlenceli programlar yaptım. Ama daha sonra hakemlik bazı
şeylerden vazgeçmeyi gerektirdi ve 1.5 sene önce bırakmak zorunda kaldım.
İşin
içinde radyoculuk varsa müzikle de bir ilginiz olmalı.
Radyoculuk
çok geniş bir yelpazede müzik dinlememi sağladı. Yeni türlerin farkına
vardım. Karadeniz müziğine biraz uzaktım ama daha sonra Volkan Konak, Kazım
Koyuncu ve Fuat Saka ile Karadeniz müziğini sevdim.
Horon da
oynar mısınız?
Babam
horonu çok sever ve iyi de oynar ama ben daha önce horona uzaktım. Şimdi
horon oynamayı da öğrendim ve hatta düğünümde oynadım. Çok fazla göz önünde
oynamaktan ise hoşlanmıyorum.
Radyoculuk
dolayısıyla medyaya yakın bir insansınız. Hakemliği bıraktıktan sonra
yorumculuk yapmayı düşünür müsünüz?
Buna yüzde
yüz cevap veremem ama yapmayı düşünmüyorum. Daha sonraki kariyerimi gözlemci
olarak sürdürmek istiyorum. Bazı konularda başarılı olabilmişsem bu başarımı
daha sonra yetişecek hakemlere aktarmak isterim. Bu da gözlemci, eğitimci
veya yönetici olarak yapılabilir.
Röportaj:
Mazlum Uluç
|